ŞEHİR

Bozkırın Başkenti

Tarihin eski zamanlarından itibaren yerleşim yeri olan, adı Kengir iken 1925 tarihinde Çankırı olarak değiştirilen şehir, sırtını bir tepeye yaslamış tipik bir Anadolu şehri olma özelliklerini fazlasıyla barındırır. Şehrin kendine özgü güzelliği, uçsuz bucaksız bozkırların izlerini taşır. Adında kır oluşu da boşuna değil elbet... Yöresel ifade ile kel tepelerle kaplı. 



Başkente çok yakın, hatta yan yana ama onun kalabalığından ve karmaşasından uzakta, Anadolu’nun ortasında tabiatla hemhâl olmak isteyenler için harika bir mekândır Çankırı. Bu saklı ve mahcup güzellik size hiçbir köşesinde yabancılık hissettirmez. Ne yanına baksanız, tanıdık mütebessim bir çehre ile karşılık verir bakışınıza.



Kartal Gözlü Adamlardan Biri: Karatekin

Çankırı Kalesi’nin içinde, şehrin tarihinde önemli bir yer tutan Karatekin Bey’in türbesi var. Karatekin, Türklerin Anadolu’ya girişinden -kimi kaynaklara göre üç, kimine göre de beş altı yıl- sonra şehri fetheden komutandır. Onun Danişment Gazi ile beraber hareket ederek Büyük Selçuklular ve Süleyman Şah ile de bağlantılı olarak Sinop ve Kastamonu’nun da fatihi olduğu tarihî kaynaklarda belirtilir. Bölgeyi diğer tehlikelere karşı da korumuş olan Karatekin Bey, şimdi şehrin en yüksek yerinde, bir kartal yuvası gibi duran türbesindedir ve komutanlığını orada hâlâ sürdürüyor gibidir. Tepe, hem şehri kuşbakışı görmek için en uygun yer olması dolayısıyla bir seyir terası hem de piknik alanı olarak şehir sakinlerini ağırlamaya devam ediyor.


Ulu Cami

Şehir merkezine bir cami oturtulup etrafında diğer gerekli yapıların yerleştirildiği klasik Türk şehir yapılanması Çankırı’da da belirgindir.


Kanuni’nin 1522’de yaptırdığı caminin Mimar Sinan’ın kalfalarından birinin elinden çıktığı söylenir ve yapının güzelliği bunu doğrular niteliktedir. 

Restorasyonu tamamlandı ve şimdi kadim bir eser olarak varlığını zamana meydan okuyarak sürdürecek.

Geniş avlulu caminin çarşı tarafındaki eski medrese de kültür merkezi olarak eski misyonunu sürdürüyor. 
Bu büyük camiyi kuşatan eski mahalle, bakır çarşısının taktakları ve kendini kuşatan nispeten yüksek yeni binalarla birlikte yaşıyor. Hemen hemen her eski şehrimizde bulunan buğday pazarında bir el sanatları merkezi var ki, burası da 18. yüzyıldan bu yana ayakta duran eski bir medresedir.,,

Daha eski bir yapı isterseniz şehrin merkezinde, Derbent denilen kuru çayın kenarında, bir tepelik üzerindeki Taş Mescit’i görmelisiniz. Bu, kısmen ayakta kalabilmiş yegâne Selçuklu eseridir. Burası günümüze Anadolu’nun ayakta kalan en eski dar’ül hadis binasıdır ve bir dönem Mevlevihane olarak da kullanılmıştır.


Bu yapı 1242’de Darüşşifa’ya ek olarak inşa edildiğinden duvarlarında kadehe sarılmış yılan ile birbirine dolanmış çift başlı ejder figürü varmış.


Bugün eczacılık ve tıp sembolü olarak kullanılan figürlerden eczacılık sembolü olan kadehe sarılı yılan figürü Çankırı Müzesi’nde sergileniyor. Ancak tıp sembolü olan birbirine dolanmış çift başlı ejder figürünün orjinali  ne yazık ki kaybolmuş.


Yaren Meclisleri

Çankırı’da kültür ve gelenek olarak ahiliğe yaslanan yârenlik, ticarî, sosyal ve ahlaki anlamda birçok pratiği içselleyen, vakti zamanında büyük işlev görmüş bir müessesedir. Şimdilerde birçok alanda olduğu gibi sadece bir turistik öğe olarak kalsa da unutulmamış. Şehrin eski kütüphanesi, bir yâren evi olarak, yâren geleneğini hâlâ devam ettiriyor.


Kaya Tuzu ve Tuz Mağaraları

Merkeze 20 kilo metre mesafede bulunan, Türkiye’nin rezerv itibarıyla en büyük tuz mağarası ve Çankırı’nın görülmesi gereken yerlerinden biri. Burada üretilen tuz sofralarda, karayollarında ve hayvanlarda yalama tuzu olarak kullanılmak üzere  Türkiye’nin dört bir tarafına dağıtılır.

Anadolu'nun İlk Dar'ül Hadis'i: Taşmescid

Çankırı`nın önemli tarihi yapılarından biri olan Taş Mescit Medresesi, şu anda tamamıyla ayakta olmasa da önemli bir kısmı korunmuş olarak, ziyarete açık bir Selçuklu eseri. Selçuklu dönemi taş işçiliğinin güzel örneklerinden biri. Taş Mescit Medresesi bir hastane ve tıp okulu olarak kurulmuş, bunun yanında hadis eğitiminin de verildiği bir eğitim kurumu olarak uzun yıllar hizmet vermiş önemli bir yapı. Taş Mescitte, bugün Tıp Sembolü olarak kullanılan, gövdeleri birbirine dolanmış iki ejder kabartması ile Çankırı Müzesi’nde sergilenen ve günümüzde eczacılık sembolü olarak kabul edilen gövdesine yılan sarılmış kupa şeklinde heykel bulunmaktadır. 



Anadolu'nun Bir Yüce Dağı: ILGAZ

Yaz ve kış turizmi açısından eşine az rastlanan cennet yerlerden birisi olan Ilgaz, manzarasıyla insanı mest etmeyi başarıyor. Burada gözleriniz doğal güzellikler ve tarihi eserlere, ruhunuz ise temiz havası ve sakinliğiyle adeta huzur bulacak. Ilgaz Dağı, zengin orman örtüsünün meydana getirdiği eşsiz doğal güzelliklere sahiptir. Ankara-Çankırı-Kastamonu devlet karayolu ile Ankara'ya 200 km, Kastamonu'ya 45 km, Ilgaz ilçe merkezine ise 25 km uzaklıktadır.



5 Asırlık Eser: İmaret

15. yüzyıl yapılarından olan İmaret Camisi ve İmaret bugüne ışık tutacak. Geçmişin kültürünü, değerini anlayışını bizlere yansıtacak. Bir mülhak vakıf varlığı olarak bulunan İmarethane artık ÇAKÜ’nün ilmine irfanına edebine teslim edilmiş durumda. Bu vakfın vakfiyesine uygun olarak ilim irfan ve edebiyat üzerinde çalışmalar yapılacaktır.Böylece Çankırı’nın irfanıyla üniversitenin aklı bir araya gelecek ve büyük atılımlar meydana getirilecektir.